ünlüler ve hayatları

1/10/2006 - Şebnem Ferah'ın Hayatı

1912 Nisan 72 yılında Yalova'da doğdu. Kırmızı elbiseler giyerek mahallede şarkılar söyleyen Şebnem Ferah'ın müziğe olan ilgisi küçük yaşlarda başlamış. Şebnem'in müzikle tanışmasında ailesinin çok büyük rolü olmuş .5 yaşına geldiğinde en büyük hayali keman dersleri almaktı ama uygun bir öğretmen bulamadıklarından babası ona küçük bir keyboard aldı ve Şebnem de duyduğu her melodiyi çalmaya çalışarak kendi kendini eğitmeye başladı. İlkokul dönemlerinde ise Yalova'da ne kadar müzikal etkinlik ve kurs varsa hemen hepsine katıldı.Sabahları okuluna gidip; öğleden sonraları önlüğünü bile çıkarmadan sokaklarda oynayarak ilköğrenimini tamamladı ve kolej sınavlarına girip Bursa Koleji'nde yatılı öğrenci oldu...

Artık daha disiplinli bir hayatla karşı karşıyaydı ve okulu sosyal faaliyetler açısından pek zengin değildi. Bu yüzden derslerinin dışında zamanını paylaşacağı iyi bir arkadaşa ihtiyacı vardı ve işte o yıllarda müzik Şebnem'in hayatında hobi olmaktan çıkıp vazgeçilmez oldu

Önce okulunun müzik grubunda sonra da çeşitli gruplarda solistlik yapmaya başladı. ''Gitar da çalabilsem keşke...'' deyip gitar dersleri almaya başladı. Çok hızlı öğreniyor ve öğrendiklerine yenilerini katmak için sevdiği şarkıların gitarlarını çalmaya çalışıyordu... Derken kendi grubunu kurmaya karar verdi. Bu grupta şarkı söyleyecek ve gitar çalacaktı. Fikirlerini, yakın hissettiği ve müzikle ilgilenen bazı arkadaşlarıyla paylaştı. İşte bir çok müzik dinleyicisinin hatırlayacağı Volvox böylece kurulmuş oldu... O dönemlerde kendi yaşındaki kız arkadaşlarının çoğu; ruj,oje gibi şeylerle ilgilenmeye başlamıştı. O ise gitar, gitar amfisi, kablo, distortion pedalı gibi şeylerle haşır neşirdi...

Şebnem o zamana kadar derslerinden hep yüksek notlar alırdı fakat birden bire eskiden 7, 8, 9, 10 aldığı derslerden; 0, 1, 2, gibi notlar almaya başladı. Okul idaresi; ailesini okula çağırıp çocuklarının müzik çalışmalarını derhal bırakması gerektiğini söylediler. Neyse ki Şebnem'in anne ve babası çocuklarının toparlanacağına inandıklarını söyleyerek; müziği Şebnem'in hayatından çıkarmak yerine kararı kendisine bıraktılar.

Şebnem, özel bir okulda okuduğunun bilincindeydi. Üniversite sınavları da yaklaşıyordu ve ailesini üzmek ya da hayal kırıklığına uğratmak istemiyordu. ''Ben nasıl olsa bir şekilde müziğime devam ederim!'' deyip kendini üniversite sınavı sendromunun içine attı. Matematiği seviyordu; işletme, ekonomi gibi bölümlerin kendine uygun olduğuna inanıp tercihini bu yönde kullandı.

ORTA DOĞU TEKNİK ÜNİVERSİTESİ-EKONOMİ BÖLÜMÜ'ne girdiğinde okulunu çok sevdi. Ama Volvox'taki bütün arkadaşları İstanbul'daydı ve bu yüzden biraz buruktu... Olsundu... Sabahları okuluna gidiyor; akşamları eve geldiğinde de her gün sevdiği bir albümü dinleyip gitarlarını ve vokallerini etüt ediyordu. Bu en az 4 saatini alıyordu ve geriye ders çalışacak zaman kalmıyordu. Şebnem ODTÜ'deki ilk yılını gayet iyi bir ortalamayla bitirdi. İkinci yıl başladığında ise okulunun müzik çalışmalarına engel olduğu düşüncesine kapıldı! Tüm zamanını müzikle geçirmek istiyordu. Ama ne yapacaktı? Okulu mu bırakacaktı???

Bunları düşündüğü zaman keyfi kaçıyordu, bu yüzden okuldaki ikinci yıl daha zor geçiyordu... Derken bir gece kararını verdi: İstanbul'a gidecek,arkadaşlarıyla bir araya gelip müzik yapacaktı. Karar verebildiği için içi rahattı ama ufak bir problem vardı. Şebnem'in annesi ve babası müzik çalışmalarına o güne dek hiç ses çıkarmamışlar hatta destek olmuşlardı. Annesini ikna edebileceğini biliyordu ama anlayışlı olduğu kadar otoriter de olan babasına bu durumu nasıl anlatacaktı? ''Babacım ben ODTÜ’yü bırakıp İstanbul'a yerleşmek istiyorum. Gitar çalıp şarkı söyleyeceğim. Ne olacağı belli olmaz, hiçbir garantiden sözedemem...'' mi diyecekti??? Ne de olsa her anne, baba çocuğunun geleceğini garanti altına almak isterdi ve bunlar kulağa pek de sağlam gelmiyordu.

Aynı hafta sonu Şebnem düşüncelerini ailesi ile paylaştı. Tahmin ettiği gibi annesi konuya daha ılımlı yaklaştı. Şimdi babasının ağzından çıkan kelimeleri bekliyordu. Hoş... Bir kez kararını vermişti...

Şebnem'in babası o kadar değerli ve tatlı bir babaydı ki ;''insan ancak çok sevdiği şeyleri yaparsa mutlu ve başarılı olur...'' deyip kızına belki hayatı boyunca alacağı en kıymetli dersi verdi...

Şebnem hiç vakit kaybetmeden valizlerini toplayıp İstanbul'a geldi. Volvox'la çeşitli rock barlarda çalmaya başladılar. Kendine bir ev tuttu. Hem müzik yapıyordu; hem de kendi ayakları üzerinde duruyordu; çoook mutluydu. Bazen haftada 5 gece çalıyorlardı ama hiç sıkılmıyordu; ta ki kendi şarkılarını söylemek isteyene kadar...

Çocuk denebilecek yaşlarda kurulan Volvox'un her bir elemanı hayatına yön vermek durumundaydı çünkü aradan uzun zaman geçmiş; tercihleri, öncelikleri değişmişti. Bazıları müziğe devam etti; bazıları ise hayatlarında yeni sayfalar açtılar... Böylece her elemanı için inanılmaz bir tecrübe ve adeta okul olan Volvox dönemi kapanmış oldu.

Daha sonra "15 Kasım 1996 Cumartesi" günü "KADIN" adlı ilk solo albümünü çıkardı. İlk videosunu "Vazgeçtim Dünyadan" adlı parçasına çeken Şebnem, Rock müzik piyasasını yeni bir döneme soktu. Çıkışıyla büyük bir sansasyon yarattı. Gerek kaset satışları gerekse video klibiyle uzun süre listelerde bir numara olarak boy gösterdi. Daha sonraları "Yağmurlar", "Bu Aşk Fazla Sana" ve "Fırtına" adlı şarkılarına klip çekti. İlk konserini "04 Nisan 1997" de "İzmir Ege Üniversitesi" nde verdi ve büyük bir kalabalığa yaklaşık 6000 kişiye unutulmayacak dakikalar yaşattı. İzmir'deki konserin ardından Türkiye'nin çeşitli yerlerinde konserlerine devam etti ve bu konserlerin yanı sıra düzenli bar programları da yaptı.

Tabii ki Şebnem`in yaşadığı çok büyük acılar da oldu. 1998 yılında Ablası Aycan Ferah`ı yitirdi. Üzüntülü bir dönemin ardından 2.5 yıllık bir aradan sonra "24 Haziran 1999 Perşembe Günü" ikinci albümünün ilk klibi "Bugün" müzik kanallarında boy göstermeye başladı ve tarih "30 Haziran 1999 Çarşamba" yı gösterdiği zaman "Artık Kısa Cümleler Kuruyorum" adlı ikinci albümünü yine sansasyonlu bir şekilde bizlere sundu. İlk albümünde olduğu gibi ikinci albümünde de İskender Paydaş ve Pentagram ekibiyle çalışan Şebnem yine herkesi üzerine yoğunlaştırdı. Çok samimi sözlerin üzerine sarılmış etkileyici melodiler yine hafızamıza kazınacak ve aklımızdan asla silinmeyeceklerdi. Albümün ikinci videosu "Artık Kısa Cümleler Kuruyorum" şarkısına geldi, klibin yönetmenliğini Hakan Yonat yaptı. İkinci albümün ardından yine araya uzun bir stüdyo dönemi girdi.
Bu arada acılar Şebnem`in peşini bırakmadı. 1999 yılında meydana gelen 17 Ağustos depreminde Babası Ali Ferah`ı yitirdi. Acılarını hafifletmek ve yeni şarkılar üretmek için müziğe daha da sıkı sarılmayı tercih etti. Böylece "03 Ekim 2001" tarihinde "Perdeler" adlı üçüncü albümü yayınlandı ve yine büyük beğeni topladı. Bu sefer ki albümde Şebnem, İskender Paydaş ve Pentagram üyeleriyle değil de sahnede birlikte çaldığı müzisyenlerle çalışmıştı. Bu albümden ilk video, albümle aynı adı taşıyan "Perdeler" şarkısına çekildi. Klip, Türkiye standartlarının çok dışında ve oldukça güzel görüntüler barındırıyordu. Bu klipten kısa bir süre sonra "Sigara" şarkısı da, renkli camda boy göstermeye başladı.

İki yıl aradan sonra, tarih "12 Mayıs 2003 Pazartesi" yi gösterdiğinde, yeni albümünün ilk videosu "Ben Şarkımı Söylerken" müzik kanallarında dönmeye başladı. "15 Mayıs 2003 Perşembe Günü" "Kelimeler Yetse" adlı muhteşem bir albümle Şebnem tekrar aramıza dönmüş oldu. İlk klibiyle kendinden oldukça söz ettirmeyi ve yine yeniden gündeme oturmayı başardı. Röportajlar, TV programları derken kendini yoğun bir temponun içinde bulan Şebnem, bu yoğun temponun arasında Gözlerimin Etrafındaki Çizgiler ve Mayın Tarlası’na da klip çekti ve yeni albüm çalışmalarına başlayana dek Türkiye'nin bir çok şehrinde konserler verdi...

Sessiz sedasız geçen bir yılın ardından, “5 Temmuz 2005 Salı günü” bu defa Tarkan Gözübüyük prodüktörlüğünde 5. albümü “Can Kırıkları”nı yayınlayarak yeniden piyasaya damgasını vuran Şebnem Ferah, ilk klibini de albümle aynı ismi taşıyan şarkısı “Can Kırıkları”na çekti. Son albümlerine oranla sert sounduyla dikkat çeken albümünün, 29 Temmuz 2005 günü Parkorman’da gerçekleşen gala konseriyle yeniden dinleyicilerine kavuşan Şebnem’in yeni albüm konserleri de bu sayede başlamış oldu. Çok geçmeden “Çakıl Taşları”na ikinci video klip geldi. Katıldığı programlarda birçok klip ve konser müjdesi veren Şebnem’in, konser maratonu halen devam etmekte...

Albümleri dışında da Şebnem Ferah’ı pek çok farklı çalışmada görmemiz mümkün. Kimi sanatçıya geri vokalleri'yle, kimisiyle de düet yaparak onlara eşlik etmiştir. Bunun yanı sıra birçok film ve reklam müziği'ni de seslendirmiştir. Aynı zamanda diğer sanatçılarla beraber yardım konserleri vermek gibi pek çok faaliyette de bulunmuştur.

Kısacası Şebnem varolduğu günden bu yana bir çok eşsiz başarıya imza atmıştır.

Kendi ruhunun müziğini bulup, seçtiği yolda emin ve sağlam adımlarla yürümeyi başaran, içi doldurulmuş boş şarkıları değil hayatın gerçeklerini yansıtan şarkılarını, eşsiz sesini bizlere sunan ve en önemlisi dinleyenlerine Yüreğinin Tümünü açmaktan çekinmeyen, daima Samimi Duygularını paylaşan Gerçek Müzisyen Şebnem Ferah'a binlerce teşekkürler.


Diğer İnsanları Bilmiyoruz Ama Biz Büyüyoruz Seninle, Şarkılarınla, Müziğinle...

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20/9/2006 - Anthony Hopkins

Sir ünvanına sahip olan Hollywood'un büyük oyuncularından Anthony Hopkins, 31 Aralık 1937'de Güney Galler’de dünyaya geldi. Tam adı Phillip Anthony Hopkins olan oyuncu, Muriel ve fırıncı Richard Hopkins’in tek çocuğuydu. Cowbridge Grammar School’da eğitim gören Hopkins, 17 yaşındayken bir WMCA amatör tiyatro yapımını gördü ve doğru yerde olduğunu hemen anladı. Yeni bulduğu ilgi alanını piyanodaki yeterliliğiyle birleştirerek, iki yıl eğitim göreceği Welsh College of Music & Drama’dan burs kazandı. (1955-57).

OYUNCULUK YOLUNDA ATILAN İLK ADIMLAR


1958’de zorunlu hizmetini tamamlamak için İngiliz ordusuna katıldı. Burada geçirdiği 2 yılının büyük kısmını Kraliyet Ağır Silah Biriminde katip olarak tamamladı. 1960’da Manchester Kütüphanesi Tiyatrosu'na sahneleme yönetici asistanı olarak katıldı, daha sonra Nottingham Repertory Company’ye gitti; burada aktörlük eğitimi alması tavsiye edildi. Hopkins, 1961’de Londra Kraliyet Drama Sanatı Akademisi'ne burslu olarak kabul edildi.

Usta oyuncu, 1963 yılında, Gümüş Madalya alarak mezun oldu ve hemen Phoenix Tiyatrosu’na katıldı. Ardından Liverpool Playhouse and Hornchurch Repertory Company’e katıldı 1965’de Sir Laurence Olivier için, daha sonra National Theater’ın yönetmenliği için davet aldı. İki yıl sonra Hopkins, Strindberg"in Dance of Death"inde Olivier’in öğrencisiydi.


ASLAN YÜREKLİ RICHARD

Hopkins, ilk çıkış filmini 1967 yılında Aslan Yürekli Richard”ı oynayarak yaptı. "The Lion in Winter" filminde Aslan Yürekli Richard”ı, Peter O’Toole ve Katherine Hepburn”le birlikte oynuyordu. Bir British Academy ödülü adaylığı kazandı ve film En iyi film dalında Akademi ödülü kazandı. Amerikan televizyon izleyicileri Hopkins’i 1973 yılında, ABC’deki bir Leon Uris yapımı ilk mini dizisi olan QBVII ile keşfetti. Dizide Hopkins, Polonya doğumlu İngiliz bir fizikçi Adam Kelno’yu canlandırıyordu. 1975 yılında, Broadway’de National Theatre’de, "Eguus" isimli tiyatro oyunuyla birçok ödül kazandı.

1968-1980 arasında birçok filmde rol alan Hopkins, "Fil Adam/The Elephant Man" ile büyük bir ün kazandı. David Lynch'in muhteşem filminde Hopkins, fil adam olayıyla ilgilenen doktoru canlandırdı. Ancak bir türlü A-listesi oyuncularından birisi olamadı. Herkes onun oyun yeteneğini biliyor, ancak o bir türlü gerçekten iyi filmlerde oynayamıyordu.


Los Angeles’da yaşadığı süre içinde Amerikan filmlerinde ve televizyonlarında çalışmalarını sürdürdü. The Bounty (1984) filminde Kaptan Bligh olarak başrolü oynadıktan sonra, İngiltere’ye geri döndü ve David Hare’nin Pravda prodüksiyonunda National Theatre’da oynadı. Buradaki performansıyla British Theatre Assocation’ın En iyi Aktör ödülünü ve 1985’de Outstanding Achievement için Laurence Olivier ödülünü aldı. National Theatre’de geçirdiği bu süre içinde Anthony ve Kleopatra ve King Lear’da rol aldı.


OSCAR'I KAZANDIRAN FİLM:
KUZULARIN SESSİZLİĞİ

1991 yılında "Kuzuların Sessizliği/The Silence Of The Lambs" ile dünya çapında ün kazanan Hopkins, filmde kültürlü ve zeki bir katil olan Hannibal Lecter'ı canlandırdı ve bu rolüyle En İyi Erkek Oyuncu Oscar ödülünü kazandı. Film, toplam dört dalda Oscar kazandı. Hopkins, bu filmden sonra her türlü karaktere bürünebileceğini göstermişti ve bu da onun aranan oyuncu olmasına yetmişti artık.


1992'de Copolla'nın "Bram Stoker's Dracula"sında Dr. Van Helsing'i lezzetli bir oyunculukla canlandıran usta oyuncu, 1992'de James Ivory'nin "Howards End"inde sosyal statüsüyle kişisel problemlerini saklayan başarılı bir adam rolüyle çıktı sinemaseverlerin karşısına. Sonradan gelen "Günden Kalanlar / The Remains Of The Day" (1993) ve "Nixon" (1993) filmlerindeki performansıyla En İyi Erkek Oyuncu Oscar'ına aday gösterildi.

En İyi Aktör ödülü aynı zamanda British Academy of Film & Television Arts tarafından "Günden Kalanlar / Remains Of The Day" filmindeki performansı için verildi. Hopkins, filmde gerçek bir oyunculuk gösterisine soyundu. Bir yandan, -kimileri için fazlaca- ölçülüydü. Duygularını bir türlü açıklamayan, soylu ve "ciddi" bir adamdı. Ancak rolünü öylesine kavrıyordu ki, seyirci onun hissettiklerine ortak olabiliyor, aldığı eğitim veya yetiştirilme tarzı dolayısıyla yaptığı davranışları anlayabiliyordu.


1993 yılında şövalyelik ünvanı alan Hopkins, yine aynı yıl, Richard Attenborough'un "Gölge Topraklarda/Shadowlands"sında, 1994'de ise Alan Parker'ın "Wellville'e Hoşgeldiniz/The Road To Wellvile" isimli komedisinde oynadı. Parker'ın filminde, meşhur Kellogg's kahvaltısının yaratıcısını canlandırıyordu.

"EN İYİ " NIXON

1995 yılında Edward Zwick'in hafif filmi "İhtiras Rüzgarları/Legends Of The Fall"unda, sıkıcı bir rolü sıkıcı bir oyunculukla canlandırdı. 1995'te, ünlü yönetmen Oliver Stone'un Amerikan tarihine birkez daha baktığı "Nixon"da başrol oynadı ve metod oyunculuğun bir gereği olarak aldığı kilolar ve iyi bir makyajla sinema tarihinin en iyi Richard Nixon'u oldu. 1996'da James Ivory'nin "Picasso'yla Yaşamak/Surviving Picasso"sunda Picasso'yu başarıyla canlandırdı ve ünlü kişilikleri perdeye yansıtmaktaki başarısını birkez daha kanıtlamış oldu.

1997’de "Amistad" filmindeki rolüyle En İyi Yardımcı Oyuncu Oscarı’na aday gösterilen Hopkins, 1998 yılına üç film birden sığdırdı. "Junket Whore", "The Mask of Zorro" ve "Joe Black". Brad Pitt'in azraili canlandırdığı "Joe Black" filminde Hopkins, zengin bir medya patronu William Parrish karakterini canlandırırken gösterdiği performansıyla yine sinema severleri büyüledi.

HANNIBAL


Sir Anthony Hopkins; "Instinct" (1999), "Siegfried & Roy: The Magic Box" (1999), "Titus" (1999), "Mission: Impossible II" (2000), "How the Grinch Stole Christmas" (2000), "Gizemli Yabancı / Hearts in Atlantis" filmlerden sonra 2001 yılına damgasını vuran ve "Kuzuların Sessizliği" filminin devamı niteliğinde olan "Hannibal" adlı gerilim filminde, izleyenlerin üzerinde büyük etki bırakan Dr. Lecter karakterini yine kendine has oyunculuğuyla yorumladı ve büyük bir başarı kazandı.

2002 yılında aksiyon-komedi türündeki "Gizli Ortak / Bad Company" adlı filmde rol alan Hopkins, yine aynı yıl, Hollywood'un genç ve başarılı oyuncularından, sinema izleyicilerinin de "Fight Club / Dövüş Kulübü", "The American History X" adlı filmlerden hatırlayacağı Edvard Norton'la başrollerini paylaştığı "Kızıl Ejder / Red Dragon" filminde oynadı. Hopkins; kurbanlarının vücudunda kendine has bir diş izi bırakan ve gerçek adı Francis Dolarhyde olan katili canlandırdığı filmde, FBI'dan erkenden emekli olan Will Graham karakterini oynayan Edvard Norton'la başarılı bir sinema filmi sundu izleyenlere.


Usta oyuncu, her filminde uç insanları canlandırarak, insanın yoğun yanlarını en başarılı şekilde sergiliyor. İnsanın bilinmezliğinin dehlizlerinde gezinen bir karakter oyuncusu olan Hopkins, küçük büyük demeden bütün rolleri oynuyor. Hopkins, son olarak, 2003 yılında, Nicole Kidman'la başrolü paylaştığı "İnsan Lekesi / The Human Stain" adlı filmle çıktı izleyenlerin karşısına.


 

 


 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20/9/2006 - Yonca Evcimik
Yonca Evcimik , ( .... - .... )
Istanbul’da dogan Evcimik, Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvari Yüksek Bale Bölümü’nden mezun oldu. 1978-1990 yillari arasinda müzikallerde profesyonel dansçi ve sarkici olarak çalisti. Ve yine ayni yillarda birçok tiyatroda oyunculuk yapti. 1979’da San Tiyatrosu’na girdi ve 1984’e kadar burada birçok oyun ve müzikallerde yer aldi. Yedi Kocali Hürmüz, Hisseli Harikalar Kumpanyasi, Sen Sazin Bülbülleri, Nükhet Duru ve On Yil Geçti, Ajda Pekkan Süperstar, Hababam Sinifi ve Carmen rol aldigi çalismalardir. Bu dönemde ayrica Hababam Sinifi Güle Güle ve Kizlar Sinifi adli filmlerde de oynadi. 1985-1988 yillari arasinda, Devekusu Kabare Tiyatrosu’nda Yasaklar, Askolsun, Geceler, Reklamlar ve Deliler adli oyunlarda rol aldi. 1989-1990 yillari arasi Gülhane Etkinlikleri’nde sunucu ve Show Girl olarak çalisti. 1990-1991 yillarinda müzige agirlik vererek, ilk albümünün çalismalarini sürdürdü. Kisa sürede o günlerin rekorunu kiracak olan bu ilk albüm 1991’de yayinlandi ve “Abone” adiyla müzik marketlerde yerini aldi. 1993 yilinda gelince, “Kendine Gel” adli ikinci albümünü müzikseverlere sundu. 1994’de Türkiye’de bir ilki gerçeklestirerek ülkemizin ilk single’ini yapti. “8:15 Vapuru” adli bu single, kisa sürede müzik marketlerde ilk siralara yükseldi. Bu single’i yapmaktaki amaci, yeni albümü Yonca Evcimik 1994 ü tanitmakti. Bu üçüncü albümü, 1994 yili Temmuz ayinda müzik marketlere girdi. Farkli bir tarz deneyen sanatçi, Jamaican Rap Sound’un Türkiye’de ilk kez kullanildigi bu albümle popülaritesinden ve basarisindan bir sey kaybetmedigini kanitladi. Daha sonra kendisine gelen teklifleri degerlendiren Evcimik , House Music ve Soul Vokal çalismasi yaparak Avrupa ve dünyaya açilan Türkiye’nin ilk pop sanatçisi oldu.29 Eylül 1995’de parçanin klibi MTV Party Zone’da gösterildi. 30 Eylül 1995’de Amsterdam Chemistry Dance Club’da yapilan Avrupa Premieri ile çalismalari basladi. Gerek promosyonun tamamiyla Avrupa’ya dönük olmasi ve gerekse single formatinin sadece Avrupa’da piyasaya çikacak olmasi, bu girisimi daha da önemli kildi. Parça, Hollanda’da 12 inch (promo) ve cd formatinda basildi ve ‘I’m Hot For You’, onun Dub Miksi ve ‘Haydi Durma Dans Et’ adli üç parçalik single, 1 Ekim 1995’de Avrupa’da satisa sunuldu. Parçanin klibi ise, yurtdisindan gelen bir ekip tarafindan üç gün ve gece çalisilarak çekildi. Daha önce çektigi video kliplerden ikisi ödül almis Rene Nujiens, klibin yönetmenligini üstlenirken, prodüktörlügünü de ayni zamanda ‘I’m Hot For You’ isimli parçanin söz yazari olan Richard Cameron yapti.Evcimik, 1997 yilinda “Yasasin Kötülük” isimli single çalismasini piyasaya sürdü. Bu albümünden bir sene sonra 1998’de “Günaha Davet” adli albümü ile tekrar müzik severlerle bulustu ve müzik listelerindeki yerini aldi. Sanatçi ayrica Birkaç Iyi Adam ve Çitir Kizlar gruplarinin single ve albümlerinin prodüktörlügünü de üstlendi. Tüm bu çalismalarin yani sira, kendi albümlerindeki parçalarinin ve prodüktörlügünü yaptigi Çitir Kizlar Ve Birkaç Iyi Adam gruplarinin da birçok klibini yönetti.1991’de Türk Pop Müzigindeki çalismalarinin karsiligini birçok ödül alarak gördü. Abone ile baslayan müzik maratonunda aldigi ödüller arasinda En Çok Satan Albüm Ödülü, Ümit Vaad Eden Sanatçi Ödülü ve en son olarak Kral TV’nin düzenledigi organizasyonda Yilin En Iyi Kadin Pop Sanatçisi Ödülü ve KKTC’de düzenlenen bir törende de Yilin Kadin Pop Sanatçisi Ödülü bulunmaktadir. 2001 yilinda Herkes Baksin Dalgasina adli albümle hayranlari ile bulusan sanatçi, son olarak 2002 yilinda “The Best of Yon(iMiX Remixes” adli albümünü müzik severlere sundu.
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

19/9/2006 - Mustafa Kemal Atatürkün Hayatı
Mustafa Kemal Atatürk , (1881 - 1938)
Mustafa Kemal Atatürk 1881 yilinda Selânikte Kocakasim Mahallesi, Islâhhâne Caddesindeki üç katli pembe evde dogdu. Babasi Ali Riza Efendi, annesi Zübeyde Hanimdir. Baba tarafindan dedesi Hafiz Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyillarda Konya ve Aydindan Makedonyaya yerlestirilmis Kocacik Yörüklerindendir. Annesi Zübeyde Hanim ise Selânik yakinlarindaki Langaza kasabasina yerlesmis eski bir Türk ailesinin kizidir. Milis subayligi, evkaf katipligi ve kereste ticareti yapan Ali Riza Efendi, 1871 yilinda Zübeyde Hanimla evlendi. Atatürkün bes kardesinden dördü küçük yaslarda öldü, sadece Makbule (Atadan) 1956 yilina degin yasadi.Küçük Mustafa ögrenim çagina gelince Hafiz Mehmet Efendinin mahalle mektebinde ögrenime basladi, sonra babasinin istegiyle Semsi Efendi Mektebine geçti. Bu sirada babasini kaybetti (1888). Bir süre Rapla Çiftliginde dayisinin yaninda kaldiktan sonra Selânike dönüp okulunu bitirdi. Selânik Mülkiye Rüstiyesine kaydoldu. Kisa bir süre sonra 1893 yilinda Askeri Rüstiyeye girdi. Bu okulda Matematik ögretmeni Mustafa Bey adina Kemal i ilave etti. 1896-1899 yillarinda Manastir Askeri Idâdisini bitirip, Istanbulda Harp Okulunda ögrenime basladi. 1902 yilinda tegmen rütbesiyle mezun oldu., Harp Akademisine devam etti. 11 Ocak 1905te yüzbasi rütbesiyle Akademiyi tamamladi. 1905-1907 yillari arasinda Samda 5. Ordu emrinde görev yapti. 1907de Kolagasi (Kidemli Yüzbasi) oldu. Manastira III. Orduya atandi.19 Nisan 1909da Istanbula giren Hareket Ordusunda Kurmaybaskani olarak görev aldi. 1910 yilinda Fransaya gönderildi. Picardie Manevralarina katildi. 1911 yilinda Istanbulda Genel Kurmay Baskanligi emrinde çalismaya basladi. Bu görevde iken 1914 yilinda yarbayliga yükseldi. Atesemiliterlik görevi Ocak 1915te sona erdi. Bu sirada I. Dünya Savasi baslamis, Osmanli Imparatorlugu savasa girmek zorunda kalmisti. Mustafa Kemal 19. Tümeni kurmak üzere Tekirdagda görevlendirildi. Mustafa Kemal, bu basari üzerine albayliga yükseldi. Ingilizler 6-7 Agustos 1915te Ariburnunda tekrar taarruza geçti. Anafartalar Grubu Komutani Mustafa Kemal 9-10 Agustosta Anafartalar Zaferini kazandi. Bu zaferi 17 Agustosta Kireçtepe, 21 Agustosta II. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaslarinda yaklasik 253.000 sehit veren Türk ulusu onurunu Itilaf Devletlerine karsi korumasini bilmistir. Mustafa Kemalin askerlerine Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum emri cephenin kaderini degistirmistir. Mustafa Kemal Çanakkale Savaslaridan sonra 1916da Edirne ve Diyarbakirda görev aldi.1 Nisan 1916da tümgenerallige yükseldi. Rus kuvvetleriyle savasarak Mus ve Bitlisin geri alinmasini sagladi. Sam ve Halepteki kisa süreli görevlerinden sonra 1917de Istanbula geldi. Velihat Vahidettin Efendiyle Almanyaya giderek cephede incelemelerde bulundu. Bu seyehatten sonra hastalandi. Viyana ve Karisbada giderek tedavi oldu. 15 Agustos 1918de Halepe 7. Ordu Komutani olarak döndü. Bu cephede Ingiliz kuvvetlerine karsi basarili savunma savaslari yapti. Mondros Mütarekesinin imzalanmasindan bir gün sonra, 31 Ekim 1918de Yildirim Ordulari Grubu Komutanligina getirildi. Bu ordunun kaldirilmasi üzerine 13 Kasim 1918de Istanbula gelip Harbiye Nezâretinde (Bakanliginda) göreve basladi.Mondros Mütarekesinden sonra Itilaf Devletlerinin Osmanli ordularini isgale baslamalari üzerine; Mustafa Kemal 9. Ordu Müfettisi olarak 19 Mayis 1919da Samsuna çikti. 22 Haziran 1919da Amasyada yayimladigi genelgeyle Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararinin kurtaracagini ilan edip Sivas Kongresini toplantiya çagirdi. 23 Temmuz - 7 Agustos 1919 tarihleri arasinda Erzurum, 4 - 11 Eylül 1919 tarihleri arasinda da Sivas Kongresini toplayarak vatanin kurtulusu için izlenecek yolun belirlenmesini sagladi. 27 Aralik 1919da Ankarada heyecanla karsilandi. 23 Nisan 1920de Türkiye Büyük Millet Meclisinin açilmasiyla Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasi yolunda önemli bir adim atilmis oldu.Meclis ve Hükümet Baskanligina Mustafa Kemal seçildi. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtulus Savasinin basariyla sonuçlanmasi için gerekli yasalari kabul edip uygulamaya basladi. Türk Kurtulus Savasi 15 Mayis 1919da Yunanlilarin IzmirI isgali sirasinda düsmana ilk kursunun atilmasiyla basladi. 10 Agustos 1920 tarihinde Sevr Antlasmasini imzalayarak aralarinda Osmanli Imparatorlugunu paylasan I. Dünya Savasinin galip devletlerine karsi önce Kuvâ-yi Milliye adi verilen milis kuvvetleriyle savasildi. Türkiye Büyük Millet Meclisi düzenli orduyu kurdu, Kuvâ-yi Milliye - ordu bütünlesmesini saglayarak savasi zaferle sonuçlandirdi.Mustafa Kemal yönetimindeki Türk Kurtulus Savasinin önemli asamalari sunlardirSarikamis (20 Eylül 1920), Kars (30 Ekim 1920) ve Gümrünün (7 Kasim 1920) kurtarilisi. Çukurova, Gazi Antep, Kahraman Maras Sanli Urfa savunmalari (1919- 1921) I. Inönü Zaferi (6 -10 Ocak 1921) II. Inönü Zaferi (23 Mart-1 Nisan 1921) Sakarya Zaferi (23 Agustos-13 Eylül 1921) 23 Nisan 1920de Ankarada TBMMnin açilmasiyla Türkiye Cumhuriyetinin kurulusu müjdelenmistir. Meclisin Türk Kurtulus Savasini basariyla yönetmesi, yeni Türk devletinin kurulusunu hizlandirdi. 1 Kasim 1922de hilâfet ve saltanat birbirinden ayrildi, saltanat kaldirildi. Böylece Osmanli Imparatorluguyla yönetim baglari koparildi. 13 Ekim 1923te Cumhuriyet idaresi kabul edildi, Atatürk oybirligiyle ilk cumhurbaskani seçildi. 30 Ekim 1923 günü Ismet Inönü tarafindan Cumhuriyetin ilk hükümeti kuruldu.Türkiye Cumhuriyeti, Egemenlik kayitsiz sartsiz milletindir ve Yurtta baris cihanda baris temelleri üzerinde yükselmeye basladi. 3. Hukuk Devrimi Mecellenin kaldirilmasi (1924-1937) Türk Medeni Kanunu ve diger kanunlarin çikarilarak laik hukuk düzenine geçilmesi (1924-1937) 4. Egitim ve Kültür Alanindaki DevrimlerÖgretimin birlestirilmesi (3 Mart 1924) Yeni Türk harflerinin kabulü (1 Kasim 1928) Türk Dil ve Tarih Kurumlarinin kurulmasi (1931-1932) Üniversite ögreniminin düzenlenmesi (31 Mayis 1933) Güzel sanatlarda yenilikler 5. Ekonomi Alaninda DevrimlerAsârin kaldirilmasi Çiftçinin özendirilmesi Örnek çiftliklerin kurulmasi Sanayiyi Tesvik Kanununun çikarilarak sanayi kuruluslarinin kurulmasi I. ve II. Kalkinma Planlarinin (1933-1937) uygulamaya konulmasi, yurdun yeni yollarla donatilmasi Soyadi Kanunu geregince, 24 Kasim 1934de TBMMnce Mustafa Kemale Atatürk soyadi verildi.Atatürk, 24 Nisan 1920 ve 13 Agustos 1923 tarihlerinde TBMM Baskanligina seçildi. Bu baskanlik görevi, Devlet-Hükümet Baskanligi düzeyindeydi. 29 Ekim 1923 yilinda Cumhuriyet ilan edildi ve 15-20 Ekim 1927 tarihinde Kurtulus Savasini ve Cumhuriyetin kurulusunu anlatan büyük nutkunu, 29 Ekim 1933 tarihinde de 10. Yil Nutkunu okudu. Yasayanlarina iyi bir gelecek hazirladi. 1937 yilinda çiftliklerini hazineye, bir kisim tasinmazlarini da Ankara ve Bursa Belediyelerine bagisladi. Mirasindan kizkardesine, manevi evlatlarina, Türk Dil ve Tarih Kurumlarina pay ayirdi. Kitap okumayi, müzik dinlemeyi, dans etmeyi, ata binmeyi ve yüzmeyi çok severdi. Zeybek oyunlarina, gürese, Rumeli türkülerine asiri ilgisi vardi. Tavla ve bilardo oynamaktan büyük keyif alirdi. Sakarya adli atiyla, köpegi Foxa çok deger verirdi. Zengin bir kitaplik olusturmustu.Aksam yemeklerine devlet ve bilim adamlarini, sanatçilari davet eder, ülkenin sorunlarini tartisirdi. Temiz ve düzenli giyinmeye özen gösterirdi. Dogayi çok severdi. Sik sik Atatürk Orman Çiftligine gider, çalismalara bizzat katilirdi.
 
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

19/9/2006 - Zülfü Livaneli

Zülfü Livaneli , (1946 - .... )
Gerçek adi Ömer Zülfü Livaneli’dir. 20 Haziran 1946 yilinda Konya-Ilgin’da dogan Livaneli, müzigi ile birçok ulusal ve uluslararasi ödül aldi ve eserleri John Baez, Maria Farandouri gibi sanatçilar tarafindan yorumlandi. Kültür, sanat ve politika alaninda Türkiye’nin önemli isimlerinden birisi olan sanatçi, sanat yasami boyunca 300’e yakin besteye ve 30 film müzigine imzasini atti. Bugüne kadar üç uzun metrajli film yönetti; Yer Demir Gök Bakir, Sis ve Sahmeran. Valencia Film Festivalinde Altin Palmiye ve 1989da Montpelier Film Festivalinde Altin Antigone ödülüne layik görüldü. Sis, En iyi Avrupa Film Ödülüne aday gösterildi. Sanatçinin filmleri Türkiye, ABD, Fransa, Almanya, Isviçre, ve Japonyada gösterime girdi ve BBC, WDR, Ispanya, Kanada ve Japon televizyonlari gibi bir çok televizyon sirketine satildi.

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

19/9/2006 - Elvis Presley

Elvis Aaron Presley, 8 Ocak 1935’de Missisippi’de doğdu. Çocukluğu boyunca Pentecostal Kilise Korosu'nda şarkı söyledi. 1948 yılında ailesi Memphis’e yerleşti. Blues ve caz müzikle tanışması ve bu müzik türlerine ilgi duyması onu şarkı söylemeye itti. 1953 yılında liseden mezun olduğunda, daha 18 yaşındayken müzik firmalarının kapısını aşındırmaya başlamıştı. "My Happiness" ve "That’s When Your Heartaches Begin" parçalarını annesine doğum günü armağanı olarak yazmıştı. Memphis Recording ve Sun Recording’e giderek sesini dinlemelerini istedi. Plak yapımcısı ve müzik şirketi sahibi Sam Phillips, Elvis’in ses tonundan ve müzik tarzından çok etkilendi.

1954 yılında, gitarda Scotty Moore, bas gitarda Bill Black ile birlikte ilk stüdyo kayıtlarını yaptılar. "That's All Right" ve "Blue Moon of Kentucky" blues tarzında hareketli rock’n roll parçalarıydı. Sun Records’la yaptığı kontrat, RCA Record firmasına satılınca yavaş yavaş kariyer basamaklarını tırmanmaya başlamıştı. Bu sıralarda çıkardıkları 5 single gençlerin ilgisini çekerek, müzik listelerinde ilk 10'a girmeye başlamıştı. Bu 5 single içinde en ilgi çeken parça ise "I Forgot to Remember to Forget" tı ve country listelerine 1 numaradan girmişti. "Heartbreak Hotel" parçası ise Elvis Presley’in tekrar müzik listelerine girip 8 hafta boyunca listelerde kalmasıyla son buldu.

Ed Sullivan’ın televizyon programına çıkan Elvis Presley, hareketleri ve konuşmasıyla ilgi çekti. Bu ilginin farkına varan ve onların direk kalplerinde son bulan parçalarla karşılık veren Elvis, bu dönemde "Don't Be Cruel", "Hound Dog", "Love Me Tender", "All Shook Up" ve "Jailhouse Rock" parçalarını yaptı. "I Want You, I Need You, I Love You" parçasıyla 11 hafta boyunca listerde kalan Elvis, hızla yükseliyordu. 1956 Kasım’ında "Love Me Tender" filmiyle kamera karşısına geçti; böylece ileride 31 filmde yer alacağı Hollywood stüdyolarıyla tanışmıştı.

Bu filmden iki ay önce Ed Sullivan’ın televizyon programında "Love Me Tender"ı televizyon ekranlarında onu izleyen 54 milyon izleyici önünde söyleyerek ününe ün katmıştı; artık Amerika onu konuşmaya, onu dinlemeye başlayacaktı. 1973 yılında eşinden boşanan Elvis Presley, 1977 yılında Indianapolis’deki son konserinden sonra, 16 Ağustos 1977 tarihinde öldü. Ölümünden sonra açıklama yapan Doktor Jerry Francisco, ölümüne kalp yetmezliğinin neden olduğunu söyledi. Tüm dünyada büyük üzüntü yaşayan hayranları, Elvis Presley’i rock’n roll müziğin öncüsü, kralı ve babası olarak ilan ettiler.


 

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

19/9/2006 - Barış Manço

Barış Manço, 2 Ocak 1943 tarihinde, Rikkat ve Hakkı Manço çiftinin dördüncü çocukları olarak Moda’da dünyaya geldi.

Annesi Rikkat Hanım, Türk Sanat Müziği sanatçısıydı. Aileden gelen yeteneğiyle özellikle ortaokul öğrenimini aldığı yaşlarda müzikle ilgilenmeye başladı. Lise yılları Galatasaray Lisesi’nde başladı.

Barış Mançonun Hayatı

Müzik hayatına Galatasaray Lisesi’nde adım atan Barış Manço’nun arkadaşlarıyla birlikte kurduğu ilk grubun adı “Kafadarlar”, ikincisi ise “Harmoniler”di.
Daha sonra Şişli Terakki Lisesi’ne geçiş yaptı.

Lise yılları bittiğinde Belçika Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi’nde 1963- 1971 yılları arasında resim, grafik ve iç mimari eğitimi aldı. Belçika’da “Lemistgrees” adında, Amerikalı, Belçikalı, İtalyan, Kuzey Afrikalı, İngiliz müzisyenlerden oluşan bir grupta yer aldı. “Lemistgrees”le çalışmalarının sürdüğü iki yıl içerisinde Paris Olympia’da konser verdi. 1966 yılında Paris’te iki 45’lik plak çıkardı.

1970 yılında Türkiye’ye döndüğünde Fuat Güner ve Mazhar Alanson ile birlikte “Kaygısızlar” adlı grubu kurdu. Aranjman şarkılara tepki göstererek Anadolu’dan beslenen pop folk tarzında müzik yapmaya başladı. Onuncu plağı “Dağlar Dağlar” ile büyük bir çıkış yaptı, albüm beş ayda 700 bin adet satışa ulaştı. “Dağlar Dağlar” çalışması, sanatçıya Altın Plak Ödülü’nü de kazandırdı. 1971 yılında Moğollar ile çalıştı. Aynı yıl Kurtalan Ekspres’i kurdu. İlk klibini 1973’te, “Hey Koca Topçu”ya çekti. 1975’te ilk albümü “2023”ü yaptı. 1978'de Lale Manço ile evlendi, Doğukan ve Batıkan adında iki erkek çocuğu oldu.

1980 yılında Altın Orfe’de “Nick The Chopper” ve “Ben Bir Şarkıyım” adlı Bulgar şarkısı ile de altın madalyalar aldı. Yurtdışında birçok TV programına konuk olarak katıldı, birçok ülkede koserler verdi. 1983 yılında Eurovision Şarkı Yarışması’na “Kazma” adlı şarkısıyla katıldı, ancak elendi.

1988 yılının Ekim ayında TRT 1’de çocuk ve aileye yönelik bir eğitim kültür ve eğlence programı olarak başlayan “7’den 77’ye” , 1998 Haziran ayında 370. kez ekrana gelerek Türk televizyonculuğunda ulaşılması zor bir rekora imza attı. “Ekvatordan Kutuplar’a” isimli programında ekibiyle birlikte beş kıtada 100’den fazla değişik yöreye giderek 600.000 km.’ye yakın yol kat etti.

Bestelediği 200’ün üzerindeki şarkısı, kendisine 12 altın ve 1 platin albüm/ kaset ödülü kazandırırken, bu şarkıların bir bölümü daha sonra Yunanca, Bulgarca, Arapça, Farsça, Kürtçe, Japonca, İbranice, Fransızca, İngilizce ve lemenkçe olarak yorumlandı. Müzik ve televizyon hayatında sayısız ödüller alan Barış Manço’nun 1991 yılında devlet sanatçısı unvanı, yine aynı yıl Hacettepe Üniversitesi Onursal Doktora unvanı, Uluslararası Teknoloji Ödülü, Japonya Uluslararası Kültür ve Barış Ödülü, Belçika Krallığı Leopold II Şövalyesi Nişanı, Fransız Kültür Bakanlığı Edebiyat ve Sanat Şövalyesi Nişanı, Türkmenistan Cumhurbaşkanlığı tarafından verilen Türkmen Vatandaşlığı ödülleri vardır.

Barış Manço, 1 Şubat 1999 tarihinde Moda’da vefat etti.

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

18/9/2006 - Angelina Jolie

Doğum: 4 Haziran 1975, Los Angeles.

Tam Adı: Angelina Jolie Voight. Soyadı olarak bilinen "Jolie" aslında ikinci ismi.

Aile Durumu: Babası aktör Jon Voight, annesi eski aktris Marcheline Bertrand. Kardeşi yönetmen James Haven Voight.

İlişkiler: 1995'ten 99'a kadar İngiliz aktör Johnny Lee Miller ile evli kaldı daha sonra boşandı. Mayıs 2000'de Billy Bob Thornton ile evlendi. 18 Temmuz 2002'de boşanma davası açtılar.

Eğitim: New York Üniversitesinde sinema eğitimi aldı.

İlk Filmi: 1982 yılında Hal Ashby'nin yönettiği "Looking to Get Out" adlı komedi filminde ilk rolünü oynadı.

Ödüller: Henüz 25 yaşında olmasına rağmen, ikisi TV dizisi ile olmak üzere üç tane Altın Küre kazanmış durumda. "Girl, Interrupted" ile yardımcı kadın oyuncu dalında Oscar aldı.

Dövme: Vücudunda birçok dövme var. Bunlar Japonca'da ölüm anlamına gelen bir işaret, iki kızılderili sembolü ve büyük bir siyah haç.

Biliyor musunuz?: Bir süre profesyonel modellik yapan Angelina Jolie, aynı zamanda Meat Loaf ve Lenny Kravitz gibi isimlerin video kliplerinde oynadı.

Bunu biliyor musunuz?: Babası John Voight 1978'de Vietnam savaşından sakat dönen bir askeri oynadığı "Coming Home" filmi ile en iyi erkek oyuncu Oscar'ını kazanmıştı.

Söz: "Terapi mi? Buna ihtiyacım yok. Seçtiğim roller benim terapim."

"Hep kötü kız karakterleri oynadığım için insanlar otomatikman beni gerçekten öyle sanıyorlar. Kötü bir sırrım varmış gibi veya devamlı ölümü düşünen biri olarak görüyorlar. Eğer ölümü bazı insanlardan daha fazla düşünüyorsam, bu hayatı onlardan daha çok sevdiğimden dolayı."

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

17/9/2006 - Jennifer Lopez
Gerçek Adı: Jennifer Lynn Lopez
Doğum Yeri: The Bronx, New York, ABD
Doğum Tarihi: 24.07.1970

Boy : 1.68 m
Takma Adı : J. Lo, La Lopez

Onu Ünlü Yapan Ne? Selena (1997) filminde başrol oynamıştı.

Birliktelikleri:
Eşi: Marc Anthony, müzisyen, 2004'te evlendiler
Sevgilisi: Ben Affleck, aktör, senaryo yazarı, yapımcı; (2002-2004)
Eşi: Cris Judd, kareograf, dansçı; 2001'de tanıştılar ve evlendiler, 2003'te boşandılar.
Eşi: Ojani Noa, model, 1997'de evlendiler; 1998'de boşandılar
Sevgilisi: Sean Combs, müzisyen, yapımcı; (1998-2001)
Sevgilisi: Joaquin Cortez, Flamenco dansçısı, (1998)
Sevgilisi: David Cruz, yapımcı asistanı

Ailesi:
Babası: David Lopez, bilgisayar mühendisi
Annesi: Guadalupe Lopez, öğretmen
Kardeşi: Linda Lopez
Kardeşi: Leslie Lopez

Ödüllerinden Bazıları: -

Eğitim:
- Baruch College, New York.

"People" Dergisinde Dünyadaki en güzel 50 insandan biri seçildi. (1997)
Ailesi Porto Riko'lu
Jennifer "In Living Color" adlı TV Şov Programında "Fly girls" dançılarından biriydi.
Jimnastik salonlarında herkes onu "La Guitarra" olarak adlandırıyordu çünkü vücudu bir gitar şeklini andırıyor.
Dans etmeyi öğrenmek için Manhattan'a taşınmıştı, ve genellikle çalışmalarını yaptığı stüdyoda uyuyordu.
Bir söylentiye göre vücudunu 1 milyar $'a sigortalatmış (1999)
Lopez ve müzisyen sevgilisi "Puffy" (Sean Combs) bir gece külübüne silahlı saldırıyla ilişkili oldukları gerekçesiyle tutuklanmışlardı. Polis üzerlerinde çalıntı bir silah yakalamıştı. Daha sonra polis Lopez'i serbest bırakmıştı.
FHM'nin "En Seksi 100 Kadın" listesinde 1. olmuştu. (2001)
The Wedding Planner (2001) filmiyle en yüksek film ücretini (9 milyon $) alan "Latin Oyuncu" olmuştu. İlk başrol filmi "Selena"da ise 1 milyon $ ücret almıştı.
Jennifer, aynı haftada hem oynadığı film, hem de müzik albümü listelerde bir numaraya yerleşen ilk aktristi. ("The Wedding Planner" filmi)
FHM'de iki kez en seksi kadın seçilen tek kadın.
Eski kocası Ojani Noa ile Pasadena'da "Madre" adında bir restorant açmışlardı.
Alkol kullanmıyor.
"Dear Ben" adlı şarkıyı nişanlısı Ben Affleck'i ne kadar sevdiğini göstermek için yazmıştı.
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/9/2006 - Teoman

Teoman Yakupoğlu... 1967 İstanbul doğumlu. Doğduğu yer, İstanbul'un, Tünel semtinde, Doğan apartmanı. Teoman'ı, bu apatmanın en etkileyen yanı, çocukluk oyunlarının ve sohbetlerin merkezi olan avlusu olmuş. Teoman'ın avukat olan babası, o daha 2,5 yaşındayken yaşamdan ayrılmış. Teoman'ın şiirsel şarkı sözleri ise büyük olasılıkla babasından geçen genler sayesinde ortaya çıkmış. Çünkü babası avukatlıktan çok şiire meraklı bir adammış. Babasının ölümünün ardından Teoman'ın hayatı kadınlarla dolu olarak geçmeye başlamış. Annesi, halası, teyzesi, anneannesi yaşamının baş kahramanları olmuşlar. O günlere ait hatırladığı en belirgin unsurlar; baba yoksunluğu ve kadınlarla dolu olan o evde daima hakim olan güçsüzlük havası.
Çocukluğunu şöyle tanımlıyor: Sevgiye dayalı ama paylaşımcı olmayan bir çocuktum. Kendimi dışa vurmazdım. Zor bir çocuktum. Çocuk olmaktan ötürü de sıkıntı duyardım. Çünkü kendimi çok olgun hissediyordum. Ve biri bana yapmam gereken bir şey söylediğinde çok sinirleniyordum..." Teoman'ın bu tavrı, ilkokul yıllarında da süregelmiş. Öğretmenine kafa tutmaktan hiçbir zaman çekinmemiş, bir keresinde ona şöyle hitap ettiğini hatırlıyor: "Çizgiler, daireler çizmek istemiyorum. Kusura bakmayın ama ben buraya okuma, yazma öğrenmeye geldim." Teoman'ın çocukken kendini en fazla kime benzettiğini tahmin edebilir misiniz? Yanıt; Pinokyo Ama çocukluğunun ilerleyen dönemlerinde Pinokyo'yu oynamaktan vazgeçip, kendisini okuduğu çizgi romanların kahramanlarıyla özdeşleştirmeye başlamış. Liseyi Kültür Koleji'nde bitirdikten sonra Boğaziçi Üniversitesi'nde sosyoloji okumuş.
Şu sıralar "Kadın Araştırmaları" dalında master yapıyor. Master tezinin konusunu anlamak ise olası; "Çizgi romanda kadının rolü". Ama verdiği ilk tez hocaları tarafından pek beğenilmemiş. Şimdi, yeniden ve daha dikkatli hazırlıyormuş. Teoman, yaşamında en sevdiği yılların ilk gençlik yılları olduğunu belirtiyor ve bugün bu dönemini yaşayanlara karşı hafiften bir kıskançlığı olduğunu da gizlemiyor. Teoman'ın hayatta en sevdiği insan annesi. 67 yaşında olan annesinin herşeyi yanlış anlayarak onu çok güldürdüğünü söylüyor. Annesinin oğlu için idealize ettiği meslek ise spikerlik. Anne, oğlunun şarkıcı olarak ünlü olmasına karşın, halen tatmin olmuş değil. Günün birinde onu, Ali Kırca gibi görmek istediğini sıklıkla dile getiriyor. Teoman, tüm cool görünümüne ve şöhretine rağmen, ebedi çocukluğa inanan, yüreğinin bir yanıyla daima çocuk kalan bir adam. O, "cool" olarak tanımlanmasına pek bir anlam veremediğini söylüyor. Çünkü o bir "cool" için çok fazla konuşuyormuş. Doğum günlerinden hoşlanmıyor. Tüm sevgililerinin doğum günlerini unutmuş. Hatta daha ötesi öğrenmeye bile çalışmamış. Doğum gününü ise, kendisi değil, annesi ve sevgilileri hatırlarmış. Doğum günü kutlamak gibi bir takıntısı da yok. Ama doğum günü üzerine bir şarkısı var, şöyle diyor: "Bugün benim doğum günüm, hem sarhoşum, hem yastayım, bir bar taburesi üstünde, babamın öldüğü yaştayım..." Şarkının devamı ise bir pişmanlık hikayesinin başlangıcı gibi: "Takatim yok, Yine de telefona sarıldım, Son bir özür için, Tüm sevdiğim kadınlarından, Aradım, Mesajlar çıktı kapattım, Telesekretere konuşamayanlardanım, Bugün benim doğum günüm." O hep umarsız bir sevgili olmuş. Aşk hayatını şöyle anlatıyor: "Beter olan benim. İyi bir sevgili değilim. Hayret bir şekilde seviyorlar beni. Sevgilim bana korkunç bir adamsın diyor. Eski sevgililerimin görüntüleri aklıma geldiğinde, benimle ilgili berbat şeyler söylediklerini hatırlıyorum." İlişkilerinin hep sevgililerinin çabalarıyla gittiğini söylüyor. Bu durumu, ilişkinin bitmesine yakın anlıyormuş. Şöyle diyor: "İlişkinin sonlarına doğru bana gelip bir takım şeyler söylüyorlar. Ve bunları, bana daha önce defalarca söylediklerini de belirtiyorlar. Bense hayretler içinde ve inanın dalga geçmek için değil, ciddiyetle "Aaa hakikaten mi? " diyorum. Bu yönünden midir, vicdan azaplarından mıdır, bilinmez son albümü "Onyedi"de yer alan "Yabancı"nın sözleri onun aşk hayatına çok uyumlu: "Kimi aşklar hiç bitmezmiş, bizimkisi bitenlerden, sevmeye yeteneksiziz, iki yabancı birlikte ama yalnız..." Düette kadın sesinin verdiği yanıt ise şöyle; "Yoktur üstüne senin, Güzeli çirkin yapmakta, Suçuysa dünyaya atmakta, Neyin bildin ki değerini, Benimkini bileceksin?, Bunu da tabii mahvedeceksin." Ah! Teoman ah, Tanrı sana aşık olan kadınlara acısın... Tüm bunlara karşın ona aşık olanları sayısı öylesine fazla ki... Orta yaştan tutun da ilk öğretim sıralarında öğrencilere kadar her kesimde hayli popüler bir yakışıklı... Beraber yaşamaya karşı ama evlilik için "Olabilir. Çocuk için evlenmeyi isterim" diyor. Poligam yaşama inanıyor ama yine de "Çok kadının hiç kadın olduğunun ve sonunun yalnızlık" olduğunun bilincinde. Onun poligamik yaşamı aslında flörtlere dayanıyor. Flörtçü bir kişiliği olduğunu ve bundan büyük keyif aldığını söylüyor. Kadınlarla konuşurken sesi ve konuşma tarzı değişenlerden... Sevgilisine tanıdığı özgürlük ise şöyle açıklıyor; "Başka bir erkekten hoşlanıyorsa ve sadece benimle olan ilişkisini tehlikeye atmamak veya beni üzmemek uğruna onunla birlikte olmuyorsa, bu durumdan hiç hoşlanmam. Bunu yapmak yerine, hoşlandığı erkekle birlikte olmasını tercih ederim." Kadınlara olan tüm bu davranışlarına karşın, kadınların hala neden ona bu kadar hayran olduğu sorusunu ise şu şekilde yanıtlıyor: "Çevremdeki erkeklere ve onların kadınlara yaklaşımlarına bakıyorum da, çok saçma tipler... Beni tercih etmelerini haklı buluyorum..." :) Basında, aşklarıyla ilgili çıkan haberlerin %80'ninin ise yalan olduğunu söylüyor. Reklam cingılında yer alan "kadınlar indirmeye değmez" sözü konusunda savunusu ise şöyle: "Sözler benim değil. "İndirmek" kelimesi internet üzerinden yüklemek anlamında, yani argo değil." Eski sevgililerinin çoğuna hala hayran. Ve onlardan biri isterse hemen çocuk sahibi olabileceğini söylüyor. Aslında tüm umarsız görünümünün altında, yine de onda tutkulu birşeyler olduğu kesin. Mesela konserlerinde kimi zaman tacize uğradığını, kolyelerinin çalındığını söylüyor. Tacizciler bir keresinde yüzüğünü de almaya çalışmışlar ama canı pahasına yüzüğü korumuş. "Onu veremezdim. Çünkü o eski sevgilimin hediyesiydi. Bu nedenle benim için anlamı ve değeri çok büyük" diyor. Ayrılıkların ardından aşk acısı çekmediğini söylüyor. Zaten uzun zamandır aşık da olmamış. Aşk onun için şarkısında da dediği gibi; Nedensiz sevmekmiş... Beğendiği belirli bir kadın tipi yok. Kadınların daha çok tavırları onu etkiliyor. Ama Kim Novak'ın gençlik dönemine duyduğu hayranlığı da dile getirmeden geçemiyor. Evli olduğunu iddia edenlere cevabı ise kesin: "Hayır, yanılıyorsunuz"... Başkalarını değil ama kendini affetmeyi seviyor. Özellikle ona konserlerde eşlik eden grubuna karşı hiç affedici değil. İyi çalan müzisyen değil, ortaya ruhunu koyan, tutkulu çalan müzisyenlerle çalışmayı seviyor. Bu konuda hata kabul etmiyor. Ve grubuyla fazla muhatap olmamaya özen gösteriyor. Onlara bilgileri bayan vokalisti aracılığıyla iletiyor. Konser öncesi kendisi bizzat prova yapmıyor. Provalarda, şarkıları, erkek vokalisti seslendiriyor. O da orkestrayı dinleyerek direktifler veriyor. Konserlerinde öyle, limuzin, özel tuvalet, makarna gibi istekleri olmuyor. Onun konserlerdeki istekleri, hep ses ve ışık düzeni konusunda oluyor. Bu arada üzerine sarı ve yeşil ışık yönlendirilmesinden nefret ediyor. Bu konuda çok titiz, detaycı ve ısrarcı olduğu da konser organizatörleri tarafından dile getiriliyor. Kalem ve kağıtla arası çok iyi. Çalışma masasının üzerinde, telefonun yanında, mutfakta, yatak odasında onlara bolca rastlamak olası. Bir de çok sevdiği sözleri kaydettiği bir defteri var. En sevdiği sözlerden biri şu "Ayının kırk tane şarkı sözü varmış, kırkı da armut üzerineymiş." Cihangir'de bir çatı katında oturuyor. Oranın boyutları itibariyle tek kişilik bir ev olduğunu söylüyor. Kendi evi. Annesiyle birlikte ev sahibiyle sıkı bir pazarlık yapmışlar ve denize nazır bu evi çok düşük bir fiyata satın almışlar. Kendisini manik- depresif olarak tanımlıyor. Manik durumundayken daha mutlu olduğunu ve pek şarkı sözü yazamadığını söylüyor. Ona, depresyonlar daha çok yarıyormuş. Bu konudaki sloganı şu "Herkesin biraz depresyona ihtiyacı vardır." Albümünün isim şarkısı, "Onyedi" de depresif durum gözlenebiliyor. Sözler kendisini anlatmıyor ama yine de o, "Onyedi" demesi yok mu? İnsanın içini acıtıyor. Yaşamın gündelik sıradan ve sıkıcı olaylarından uzak durmaya çalışıyor. Ve daha uçarı yaşamak için uğraşıyor. Bu durumun onu yaşadığı dünyaya yabancılaştırmadığını aksine "ait olma" hissini güçlendirdiğini söylüyor. Müziğini yaparken, "Ben olsam bunu dinler miydim?" diye soruyor. Böylece kendi müziğini yapıyor. Bunu biraz bencilce buluyor. Ama bunu söyleyenlere şöyle yanıt veriyor: "Olabilir. Ama sanatın ana gerekliliği bencil olmaktır" diyor. Sevdiği müzisyenler ise, Mazhar Alanson, Leonard Cohen, David Bowie, en beğendiği gruplar ise,Travis, Radio Head, U2. Müzikte 60'lı-70'li yılların duyarlılığını ve soundunu seviyor. Bir çoğunun aksine, onun müziğini, Türkiye sınırları ötesine taşımak gibi bir isteği ve çalışması yok. En sevdiği kedinin adı "karpuz" Onun haysiyetli ve kibar bir kedi olduğunu söylüyor. Sade esprilerle insanları gülme krizlerine sokmaya başarabilen insanlardan. Kitapçı gezmekten hoşlanıyor. Birlikte olmaktan en çok keyif aldığı arkadaşları ise; Sertab Erener, Şebnem Ferah, Demir Demirkan. En sevdiği yazarlar, Raymond Carver, Milan Kundera, Paul Auster ve Kurt Vonnegut Jr., Gülten Akın ve Orhan Pamuk, Gündüz Vassaf, Nabokov, Anthony Burgess, Romain Gary. Onun da yazarlık denemeleri var. Bazı dergi ve gazetelerde köşe yazıları yayınlanıyor. Roman taslakları da hazırlıyor. En sevdiği köşe yazarları; Murat Belge, Hamet Babaoğlu, Ahmet Altan. Randevularına sadık olmasıyla tanınıyor. Cihangir'de ofisinin çatısına çıkıp güneşlenmeye bayılıyor. Hemen her zaman Beyoğlu ve çevresinde dolaşıyor. Sanatçı yönünün Beyoğlu'ndan beslendiğini söylüyor. Sinemayı seviyor ama Hollywood filmlerini değil. O daha çok küçük bütçeli Avrupa yapımı filmlerini beğeniyor.. Sinan Çetin'in "Romantik" filminde oynamaktan hoşlanmış. Ama sinemada kamera önünde rol yapmaktansa, senaryo yazmaya ve yönetmenlik yapmaya daha çok küçük bütçeli Avrupa yapımı filmlerini beğeniyor.

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Yorum Yaz